Ankara’da subsizyon, özellikle akne skarları ve çökük cilt izlerinin tedavisinde kullanılan minimal invaziv bir dermatolojik prosedürdür. Bu yöntem, cilt altındaki fibrotik bantların özel iğnelerle serbestleştirilmesini sağlayarak dokunun yukarı doğru kalkmasına ve zamanla daha pürüzsüz bir cilt görünümünün oluşmasına yardımcı olur.
Ankara’da akne izi için subsizyon tedavisi, derin ve çökük akne skarlarının görünümünü azaltmayı hedefleyen etkili bir girişimsel dermatoloji uygulamasıdır. İşlem sırasında cilt altındaki bağ dokusu kontrollü şekilde ayrılır ve böylece kollajen üretimi tetiklenerek cilt yüzeyinin daha homojen ve dengeli görünmesi desteklenir.
Ankara’da dermatolojik subsizyon uygulaması, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen ve kısa sürede tamamlanan bir işlemdir. Tedavi sonrası bölgede hafif ödem veya morarma oluşabilse de bu etkiler çoğunlukla geçicidir. Uygulama, uygun hasta seçimi ile birlikte cilt kalitesinin belirgin şekilde iyileştirilmesine katkı sağlar.
Ankara’da subsizyon tedavisi sonrası iyileşme süreci, hastanın cilt yapısına ve uygulanan tekniklere bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. İşlem sonrası dönemde kollajen yeniden yapılanması devam ettiği için cilt görünümündeki düzelme zaman içinde daha belirgin hale gelir ve kombine tedavilerle sonuçların kalıcılığı artırılabilir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Subsizyon nedir | Subsizyon, cilt altındaki iz veya çöküntülere neden olan fibröz bantların özel iğneler yardımıyla kesilerek serbestleştirilmesi işlemidir. Genellikle atrofik (çökük) akne izleri ve skar tedavisinde uygulanır. |
| Etki mekanizması | Fibrotik bantlar kesildiğinde cilt yüzeyine yapışıklık çözülür ve cilt yukarı doğru “serbestleşir”. Aynı zamanda mikrotravma etkisiyle kolajen üretimi uyarılır ve doku onarımı desteklenir. |
| Hangi durumlarda uygulanır | – Derin ve çökük akne izleri (özellikle rolling tip)- Yara ve ameliyat izleri- Ciltte fibrotik çekintiye bağlı girintili-çıkıntılı görünüm- Travma sonrası oluşan lokal çöküntüler |
| Uygulama şekli | Lokal anestezi altında yapılır. İnce, özel uçlu kesici iğneler veya kanüller ile cilt altına girilir. Fibrotik bantlar mekanik olarak kesilir. İşlem ortalama 30–60 dakika sürebilir. |
| Seans sayısı | İzlerin sayısına ve derinliğine bağlı olarak genellikle 2–4 hafta aralıklarla 1–3 seans önerilir. Bazı durumlarda daha fazla seans gerekebilir. |
| İşlem sonrası süreç | Uygulama yapılan bölgede birkaç gün sürebilen morluk, ödem ve hassasiyet olabilir. Çoğu hasta sosyal yaşama 2–4 gün içinde dönebilir. Etki birkaç hafta içinde belirginleşir. |
| Kimlere uygulanmaz | Aktif akne veya cilt enfeksiyonu olanlar, kanama-pıhtılaşma bozukluğu bulunanlar, keloid oluşumuna yatkın cilt yapısına sahip bireyler için önerilmez. |
| Avantajları | – Derin ve klasik yöntemlerle geçmeyen izlerde etkili olabilir- Cerrahi kesi içermez- Kalıcı doku hasarını düzeltmede başarılıdır- Diğer yöntemlerle kombine edilebilir |
| Sınırlamaları | Tek başına her zaman yeterli sonuç vermeyebilir. Bazı izlerde kombine tedavi (örneğin lazer, PRP, dolgu) gerekebilir. Tam düzeltme değil, görünümde belirgin iyileşme hedeflenmelidir. |
| Kombinasyon seçenekleri | Subsizyon işlemi; PRP, fraksiyonel lazer, dermapen, kimyasal peeling veya dolgu uygulamaları ile birlikte kullanıldığında etki artabilir. Kombine tedavi planı kişiye özel belirlenmelidir. |
Dr. Seval Karasatı, Ankara’da cilt sağlığı, saç ve tırnak hastalıkları, estetik dermatoloji ve lazer uygulamaları alanlarında uzman bir dermatoloji (cildiye) doktorudur. Bilimsel temellere dayalı yaklaşımı ve estetik bakış açısıyla her hastasına kişiye özel tedavi planları sunar.
Dermatoloji alanında Dr. Seval Karasatı; akne, rozasea, egzama, alerjik cilt hastalıkları ve saç dökülmesi gibi yaygın cilt sorunlarının yanı sıra, ben takibi ve cilt kanserlerinin erken teşhisi konularında da uzmanlaşmıştır. Modern cihazlar ve güncel tedavi yöntemleriyle hastalarına etkili çözümler sunar.
Ankara’da dermatoloji uzmanı olarak hizmet veren Dr. Seval Karasatı, aynı zamanda estetik dermatoloji uygulamalarında da deneyim sahibidir. Dolgu, PRP, mezoterapi, altın iğne ve lazer işlemleriyle cilt yenilenmesi ve gençleşmesini hedefleyen bütünsel tedaviler uygular.
Dr. Seval Karasatı, her hastası için kapsamlı bir değerlendirme yaparak tedavi sürecini kişisel ihtiyaçlara göre şekillendirir. Amacı, sadece hastalıkların tedavisi değil; aynı zamanda sağlıklı, canlı ve estetik açıdan dengeli bir cilt görünümü kazandırmaktır.
Subsizyon Nedir?
Subsizyon, özellikle akne izleri ve cilt çöküntülerinin tedavisinde kullanılan, deri altındaki fibrotik bantların özel bir iğne ile kesilmesi esasına dayanan cerrahi bir işlemdir. Bu sayede cilt altı serbestleşir, yüzey daha düz hale gelir ve kolajen üretimi tetiklenir. Genellikle diğer tedavi yöntemleriyle kombine edilerek daha etkili sonuçlar elde edilir. Lokal anestezi ile uygulanır ve iyileşme süreci kısa sürer.
Subsizyon nasıl yapılır?

Şöyle düşünün: Cildinizdeki o çökük iz, sanki görünmez bir bant tarafından cildinizin altındaki daha derin dokulara doğru çekiliyormuş gibidir. Bu bantlar, eski sivilcenin veya yaranın iyileşirken oluşturduğu sertleşmiş, nedbeleşmiş bağ dokularıdır (tıbbi adıyla fibröz bantlar). Cilt yüzeyini ne kadar kremlerle veya lazerlerle düzeltmeye çalışırsanız çalışın, alttaki bu “çapa” cildi aşağı çekmeye devam ettiği sürece o çöküntü düzelmez.
İşte subsizyon tam da bu “çapaları” hedef alır. İşlemin iki temel hedefi vardır:
Birincisi, anında mekanik serbest bırakma işlemidir. Özel aletlerle cildin hemen altındaki bir giriş noktasından girilir ve cildi aşağı çeken bu sert bantlar fiziksel olarak kesilir veya serbest bırakılır. Cilt bu çekme kuvvetinden kurtulduğu anda, çöküntü anında bir miktar yükselir.
İkincisi ve asıl kalıcı etkiyi sağlayan kısım ise biyolojik onarım sürecidir. Cilt altında yaptığımız bu kontrollü ve hedefe yönelik müdahale, o bölgede küçük bir yara alanı yaratır. Vücut bu alanı onarmak için hemen “acil durum” sinyali gönderir ve bölgeye onarıcı hücreler (fibroblastlar) yollar.
Bu hücreler, o bölgede yoğun bir şekilde yeni kolajen ve elastin (cildin temel yapı taşları) üretmeye başlar. Oluşan bu yeni, taze ve sağlıklı bağ dokusu, serbest bırakılan izin altındaki boşluğu doldurarak cilde doğal bir “dolgu” ve “destek” sağlar. Bu sayede cilt yüzeyi hem kalıcı olarak yükselir hem de cildin kalitesi artar.
Hangi tip izler subsizyon tedavisi için uygundur?
Subsizyon, her çökük iz için sihirli bir değnek değildir. Başarısı, doğru iz tipine uygulanmasına bağlıdır. Temel olarak cildin alt dokulara yapışık olduğu durumlarda etkilidir.
En iyi sonuç aldığımız ve en sık kullandığımız durumlar şunlardır:
- Rolling Skarlar (Dalgalı, geniş tabanlı izler)
- Boxcar Skarlar (Kutu şeklinde, tabanı yapışık izler)
- Bazı derin suçiçeği izleri
- Travma veya cerrahi sonrası oluşan çökük yara izleri
- Selülit görünümüne neden olan bantlar
- Bazı derin yüz kırışıklıkları (örneğin gülme çizgileri)
Özellikle ‘Rolling’ dediğimiz, kenarları keskin olmayan, daha çok dalgalı bir çöküntü gibi görünen geniş tabanlı izler subsizyon için en ideal adaylardır. Çünkü bu izlerin temel sorunu zaten altlarındaki yapışıklıklardır. ‘Boxcar’ denilen daha keskin kenarlı izlerde de eğer tabanları derine yapışıksa, subsizyon temel bir tedavi adımı olabilir. Ancak ‘Ice Pick’ dediğimiz çok derin ve dar (buz kıracağı gibi) izler için genellikle tek başına yeterli olmaz, farklı tedavilerle birleştirilmesi gerekir.
Subsizyon kimler için uygun bir tedavi değildir?
Bu tedavinin güvenli ve etkili olabilmesi için bazı durumlarda uygulanmaması veya ertelenmesi gerekir. Her hastanın durumu detaylıca değerlendirilir.
Subsizyon yapmayı tercih etmediğimiz veya ertelediğimiz durumlar genel olarak aşağıdaki gibidir:
- Aktif kan pıhtılaşma bozukluğu olanlar (Hemofili vb.)
- Kontrolsüz şekilde yüksek doz kan sulandırıcı ilaç (Aspirin, Warfarin vb.) kullananlar
- Tedavi bölgesinde aktif enfeksiyonu olanlar (Uçuk, impetigo veya iltihaplı aktif sivilce gibi)
- Son 6-12 ay içinde sistemik izotretinoin (Roaccutane ve benzerleri) kullanmış olanlar
- Keloid veya hipertrofik skar (kabartılı yara izi) oluşturma eğilimi olanlar
- Kontrolsüz diyabet gibi yara iyileşmesini ciddi şekilde bozan sistemik hastalığı olanlar
- Bağışıklık sistemi ciddi şekilde baskılanmış kişiler
- Gebeler ve emziren anneler (genellikle bu dönemlerin bitmesi beklenir)
- Tedaviden gerçekçi olmayan beklentilere sahip kişiler
Özellikle izotretinoin kullanımı ve keloid eğilimi çok önemlidir. İzotretinoin, cildin yara iyileşme mekanizmasını geçici olarak değiştirir. Subsizyon ise başarısını tamamen sağlıklı bir yara iyileşmesine borçludur. Bu nedenle ilacın kesilmesinden sonra belirli bir süre (genellikle 6-12 ay) beklemek şarttır. Keloid eğilimi olanlarda ise, kontrollü bir yara açma işlemi olan subsizyon, çökük izi düzeltmek yerine yeni ve kabartılı bir izin oluşmasını tetikleyebilir. Bu nedenle bu hasta grubunda çok dikkatli olunmalı veya farklı yöntemler tercih edilmelidir.
Subsizyon tedavisine nasıl hazırlanılır?
İşlem günü geldiğinde, en az işlem kadar önemli bir hazırlık aşaması vardır. Buna “İz Haritalaması” diyoruz. Bu sıradan bir muayene değildir.
Oda ışıkları özel olarak ayarlanır ve cilde “teğetsel ışık” (yandan vuran bir ışık) tutulur. Bu özel ışıklandırma, normalde gözden kaçabilecek en hafif çöküntülerin bile gölgelerini abartılı bir şekilde ortaya çıkarır. Tam bu anda, tüm çökük alanlar ve yapışıklıkların sınırları cilt üzerine özel bir kalemle tek tek çizilir.
Bu çizim işlemi, bir sonraki adım olan anestezi uygulamasından önce yapılmak zorundadır. Çünkü birazdan bahsedeceğimiz anestezi sıvısı, dokuyu şişirerek bu çöküntüleri geçici olarak “kamufle eder”. Elimizdeki bu “harita”, anestezi sonrası bile hangi noktalara müdahale etmemiz gerektiğini bize gösteren bir rehber olur ve tedavinin başarısını doğrudan etkiler.
Subsizyon işlemi sırasında ağrı hissedilir mi?
Bu hastaların en çok merak ettiği konudur. Cevap: Hayır.
- Modern subsizyon uygulamaları, “Tümesan Anestezi” adı verilen çok etkili bir lokal anestezi tekniği ile yapılır. Bu teknik, sadece bölgeyi uyuşturmakla kalmaz, aynı zamanda işlemin güvenliğini ve konforunu da devrimsel bir şekilde artırır.
- Tümesan anestezi, seyreltilmiş lokal anestezik (lidokain gibi) ve adrenalin (epinefrin) içeren özel bir serum sıvısının, işlem yapılacak alanın tamamına, cilt altına verilmesidir.
Bu sıvının üç temel görevi vardır:
- Ağrıyı tamamen engellemek (Anestezi)
- Kan damarlarını büzerek kanamayı durdurmak (Hemostaz)
- Cilt katmanlarını sıvı ile şişirerek ayırmak (Hidrodiseksiyon)
Özellikle bu son iki madde çok kritiktir. Sıvının içindeki adrenalin, bölgedeki kılcal damarları anında büzüştürür. Bu sayede işlem sırasında kanama neredeyse hiç olmaz. Bu da işlem sonrası morarmanın çok daha az olacağı anlamına gelir.
“Hidrodiseksiyon” ise bir güvenlik kalkanıdır. Yüksek hacimli sıvı, cildin altını bir “su yastığı” gibi şişirerek, çalıştığımız alanı daha derindeki önemli sinir ve damar yapılarından güvenli bir şekilde uzaklaştırır. Bu sıvı verildikten sonra, etkisinin oturması için bir süre beklenir ve ardından işleme başlanır. Hasta bu sırada hiçbir acı veya ağrı hissetmez.
Subsizyon tedavisinde hangi aletler kullanılır?
Subsizyonun başarısı ve güvenliği, kullanılan aletin teknolojisiyle doğrudan ilişkilidir.
Eskiden bu işlem ucu çok keskin iğnelerle (örneğin ‘Nokor’ iğnesi) yapılırdı. Bu iğneler, sert bantları kesmede etkili olsa da cilt altında “görerek” ilerlemediğimiz için bir risk taşırdı: Yollarına çıkan sağlıklı damar veya sinir dokularını da ayırt etmeden kesebilirlerdi. Bu da daha fazla morarma, sinir hasarı veya işlem sonrası sert topaklanma (nodül) riskini artırırdı.
Günümüzde ise modern dermatolojide “künt uçlu kanül” (ucu keskin olmayan, sivri olmayan, yuvarlatılmış) adı verilen özel aletleri tercih ediyoruz. Bu kanüllerin mantığı çok daha güvenlidir.
Kanül cilt altında ilerlerken, esnek ve sağlıklı olan damar ve sinirlere “takılmaz”; onları nazikçe iterek yolundan kaydırır. Ancak hedefimiz olan sert ve esnek olmayan fibröz bantlara “takılır” ve uyguladığımız kontrollü güçle bu bantları kırar veya ayırır.
Kısacası künt kanüller sadece hedef dokuya müdahale ederken sağlıklı dokuları korur. Bu işlem sonrası komplikasyon riskini (özellikle hematom ve nodül oluşumunu) istatistiksel olarak anlamlı derecede azaltan “altın standart” bir yaklaşımdır.
Subsizyon işlemi ne kadar etkilidir ve ne beklemeliyim?
Subsizyonun etkinliği, özellikle doğru iz tipi olan ‘rolling’ skarlarda kanıtlanmıştır.
Beklentileri doğru yönetmek çok önemlidir: Bu bir “silme” işlemi değildir, bu bir “iyileştirme” ve “düzeltme” işlemidir. Amaç çöküntülerin derinliğini azaltmak, ışık altında oluşan gölgelenmeleri en aza indirmek ve cilde daha pürüzsüz bir kontur kazandırmaktır.
Klinik çalışmalar subsizyonun izlerin derecesini (örneğin ‘şiddetli’den ‘orta’ dereceye) düşürmede çok başarılı olduğunu göstermektedir. Bu yapısal düzelme, hastanın sosyal hayattaki özgüvenini doğrudan etkiler.
Çoğu zaman tek bir seans bile fark edilir bir iyileşme sağlar, ancak çok derin ve eski izlerde en iyi sonuca ulaşmak için genellikle 3-6 ay aralıklarla planlanan birden fazla seans gerekebilir. Hasta memnuniyet oranları, özellikle kombine tedavilerle birlikte kullanıldığında genellikle yüksektir.
Neden subsizyon tedavisini başka yöntemlerle birleştirmek gerekir?
En iyi estetik sonuçları genellikle tek bir yöntemle değil akıllıca planlanmış kombinasyonlarla alırız. Çökük izlerde sorun genellikle çok katmanlıdır. Subsizyon, bu sorunun “temelini” çözer; yani cildi aşağı çeken “yapışıklığı” giderir.
Ancak çoğu izde, yapışıklığa ek olarak başka sorunlar da vardır. Bunlar:
- Hacim kaybı (İzin altındaki dokunun erimesi)
- Yüzey dokusunda bozulma (Cildin üst tabakasının pürüzlü olması)
- Cilt kalitesinde genel zayıflık (Kolajen eksikliği)
- Renk düzensizlikleri (Kızarıklık veya leke)
Subsizyon bu “temeli” düzelttikten sonra, diğer tedaviler çok daha etkili hale gelir. Cildi yükselttikten sonra, yüzeydeki pürüzler için lazer yapmak veya kaybolan hacmi yerine koymak için dolgu yapmak, tedavinin sonucunu mükemmelleştirir.
Subsizyon ve PRP tedavisinin birlikte kullanımı nasıl bir fayda sağlar?
PRP (Trombositten Zengin Plazma), kişinin kendi kanından elde edilen, onarıcı hücreler ve büyüme faktörleri açısından son derece zengin bir sıvıdır.
Subsizyonun ikinci aşamasının “biyolojik onarım” (yani yeni kolajen üretimi) olduğunu hatırlayalım. Subsizyon ile cilt altında o alanı serbest bıraktıktan hemen sonra, aynı seansta, o boşluğa PRP enjekte ettiğimizde, vücudun doğal onarım sürecini adeta “doping”lemiş oluruz.
Bölgeye verilen bu konsantre büyüme faktörleri, normalden çok daha güçlü ve hızlı bir kolajen üretimini tetikler, bölgenin kanlanmasını artırır ve iyileşmeyi hızlandırır. Klinik çalışmalar subsizyon ile PRP’nin birlikte kullanılmasının, tek başına subsizyona göre çok daha üstün bir iyileşme sağladığını net olarak göstermektedir.
Subsizyon ve dolgu uygulamaları neden birlikte tercih edilir?
Dermal dolgular (genellikle hyalüronik asit bazlı), subsizyonla birlikte kullanıldığında iki paha biçilmez görevi vardır:
Birincisi, eğer izde yapışıklığa ek olarak belirgin bir “hacim kaybı” da varsa, subsizyon sonrası dolgu uygulaması bu hacmi anında yerine koyar ve çöküntüyü hemen doldurur.
İkincisi ve belki daha da önemlisi, dolgu maddesi bir “iskele” (scaffold) görevi görür. Subsizyonla ayırdığımız cilt tabanı ile alt doku arasına giren dolgu, bu iki yüzeyin iyileşirken birbirine “yeniden yapışmasını” fiziksel olarak engeller. Yeni kolajen dokusu oluşana kadar o alanı açık ve destekli tutar, bu da tedavinin kalıcılığını artırır.
Subsizyon ile lazer tedavileri nasıl bir sinerji yaratır?
Bu en sevdiğimiz ve en etkili kombinasyonlardan biridir. Şöyle özetleyebiliriz: Subsizyon sorunu “derin”den (temelden), lazer (örneğin Fraksiyonel CO2) ise sorunu “yüzey”den çözer.
Eğer çökük bir ize doğrudan lazer yaparsanız, lazer ışınının çöküntünün en dibine etki etmesi için çok yüksek enerji vermeniz gerekir. Bu da sağlam cilde hasar verme riskini artırır.
Ancak önce subsizyon ile o çöküntüyü “yükseltir” ve cildi daha düz bir kontura getirirsek, lazer tedavisi artık çok daha homojen bir yüzeye uygulanabilir hale gelir. Böylece daha güvenli lazer dozlarıyla, cildin hem yüzey dokusunu (pürüzleri, gözenekleri) hem de kolajen kalitesini çok daha etkili bir şekilde yenileyebiliriz. Bu iki tedavinin birleşimi, sonuçları katlayarak artırır.
Subsizyon tedavisinin riskleri veya yan etkileri nelerdir?
Deneyimli ellerde, doğru teknik (tümesan anestezi ve künt kanül) ile yapıldığında subsizyon son derece güvenli bir işlemdir. Ancak her tıbbi müdahale gibi, bazı beklenen etkileri ve nadir de olsa riskleri vardır:
İşlem sonrası görmeyi beklediğimiz, doğal iyileşme sürecinin bir parçası olan durumlar şunlardır:
- Geçici ödem (şişlik)
- Kızarıklık
- Bölgede hafif hassasiyet
- Morarma (ekimoz)
Bu etkiler genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden azalır. Morarma (ekimoz), en sık görülen yan etkidir ancak tümesan anestezi ve künt kanül kullanımı sayesinde eskisi kadar şiddetli görülmez ve 1-2 hafta içinde tamamen kaybolur.
Nadir görülen ancak yönetilmesi gereken komplikasyonlar ise şunlardır:
- Hematom (kan pıhtısı birikmesi)
- Subkütan nodüller (cilt altı sert topaklar)
- Enfeksiyon (çok nadir)
- Pigment değişiklikleri (lekelenme)
- Geçici sinir hasarı (çok nadir, genellikle keskin aletlerle ilişkilidir)
Hematom ve nodül oluşumu, özellikle keskin iğneler kullanıldığında daha sık görülür; künt kanül bu riski en aza indirir. Oluşan küçük nodüller genellikle zamanla kendiliğinden erir. Enfeksiyon riski, işlem steril şartlarda yapıldığında yok denecek kadar azdır. Lekelenme (PIH) riski ise bir sonraki başlıkta bahsedeceğimiz güneş korumasıyla neredeyse tamamen önlenebilir.
Subsizyon tedavisi sonrası nelere dikkat edilmelidir?
İşlem bittikten sonra, tedavinin başarısını kalıcı kılmak ve riskleri önlemek için hastanın da uyması gereken bazı “altın kurallar” vardır. İyileşme sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar şunlardır:
- Mutlak güneş koruması (en önemli kural)
- Bölgenin temiz tutulması
- İlk 24-48 saat ağır egzersizden kaçınma
- Doktorun önerdiği baskılı bandajları kullanma (gerekirse)
- Bölgeyi travmadan (kaşıma, ovalama) koruma
- En az birkaç gün alkol ve sigaradan uzak durma
- İlk 24 saat sıcak banyo veya saunadan kaçınma
Bu listedeki en kritik madde güneşten korunmaktır. İşlem gören ve özellikle moraran bir cildin güneşe (veya solaryuma) maruz kalması, o bölgede “post-inflamatuar hiperpigmentasyon” (PIH) dediğimiz kalıcı kahverengi lekelere yol açabilir. Bu tedavinin başarısını gölgeleyen ciddi bir komplikasyondur. Bu nedenle bölge tamamen iyileşene kadar (ve aslında her zaman) yüksek faktörlü, geniş spektrumlu, kaliteli bir güneş koruyucu kullanmak zorunludur.
Ortalama Fiyatlar Ne Kadar?
İşlemin fiyatları tedavinin yapılacağı kliniğe, hastaneye, hastanın durumuna göre değişmektedir.
İşlem Yaptıranların Yorumları
Dr.Seval Karasatı'nın yorumları için Google Haritalar veya Doktortakvimi'ni ziyaret edebilirsiniz.
Öncesi Sonrası Fotoğraflar
İşlem sonuçları için Instagram hesabımızı ziyaret edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Subsizyon, özellikle akne ve cerrahi izleri gibi derin çukurlaşmaların giderilmesinde etkilidir. Cilt altındaki yapışıklıkları serbestleştirerek daha düzgün ve pürüzsüz bir görünüm sağlar.
İyileşme genellikle 1 ila 2 hafta içinde başlar, ancak nihai sonuçlar birkaç ayda ortaya çıkar. Bu süre zarfında ciltte hafif morarma veya şişlik görülebilir, ancak bunlar geçicidir.
Kan pıhtılaşma bozukluğu, aktif enfeksiyon veya ciddi cilt hastalığı olan kişilerde subsizyon önerilmez. Hamileler ve emziren anneler için de işlem öncesi doktor onayı alınmalıdır.
Evet, kombine tedaviler oldukça etkilidir. Subsizyon derin izleri hedeflerken, lazer uygulamaları cilt yüzeyini yeniler. Bu kombinasyon, daha homojen ve kalıcı sonuçlar sağlar.
Morluklar genellikle 7–10 gün içinde kendiliğinden kaybolur. Soğuk kompres uygulamaları ve doktorun önerdiği kremlerle bu süreç hızlandırılabilir. Ağır egzersizden bir süre kaçınılmalıdır.
İşlem lokal anestezi altında yapıldığından genellikle ağrısızdır. Uygulama sonrası hafif bir hassasiyet oluşabilir, ancak bu durum kısa sürede geçer ve günlük yaşama dönüş hızlı olur.
Genellikle 1–3 seans arasında değişir. Cilt yapısına, iz derinliğine ve kişinin iyileşme hızına bağlı olarak doktor kişiye özel bir tedavi planı oluşturur.
Subsizyon ile elde edilen iyileşme uzun sürelidir. Yeni kollajen üretimiyle cilt kalitesi artar ve etkiler yıllarca devam edebilir. Ancak yaşam tarzı ve cilt bakımı sonuçları etkileyebilir.
İlk birkaç gün güneşten korunmak, sıcak duşlardan kaçınmak ve cildi tahriş etmemek önemlidir. Ayrıca doktorun önerdiği bakım ürünleriyle düzenli nemlendirme yapılmalıdır.
Genellikle 2–3 gün sonra, ciltte açık yara kalmadığında makyaj yapılabilir. Ancak ciltte hassasiyet devam ediyorsa birkaç gün daha beklemek iyileşmeyi destekler.
Son Yazılar
Türkiye Neden Bölgenin En İyi Dermatoloji Doktorlarına ve Hastanelerine Sahip?
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Genel » Türkiye Neden Bölgenin En İyi Dermatoloji [...]
Devamını Oku ➜Oca
Dermatolojik Tedavi Öncesi ve Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli? Doktor Önerileri
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Genel » Dermatolojik Tedavi Öncesi ve Sonrası Nelere [...]
Devamını Oku ➜Oca
Saç Dökülmesi İçin Hangi Doktora Gidilir? Hangi Bölüm Bakar?
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Kozmetik İşlemler » Saç Dökülmesi İçin Hangi Doktora [...]
Devamını Oku ➜Ara
Dermatoloji (Cildiye) Nedir? Hangi Hastalıklara Bakar?
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Genel » Dermatoloji (Cildiye) Nedir? Hangi Hastalıklara Bakar?Dermatoloji [...]
Devamını Oku ➜Ara
Leke Tedavisi Öncesi ve Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli?
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Cilt Hastalıkları » Leke Tedavisi Öncesi ve Sonrası [...]
Devamını Oku ➜Ara
Medikal Cilt Bakımı ile Hydrafacial Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ankara Dermatoloji | Dr. Seval Karasatı » Kozmetik İşlemler » Medikal Cilt Bakımı ile Hydrafacial [...]
Devamını Oku ➜Ara
